Kara Koyun
Toplumun "yapamazsın" diyen sesleri arasında kendimizden ne kadar vazgeçtiğimizi sorguluyoruz. Hayallerin boş, garantici yolların tek seçenek gibi gösterildiği bu düzende; zihnimizin potansiyelini mi kullanıyoruz yoksa bize dayatılan döngülere mi hapsoluyoruz? Statükonun dışına çıkan "kara koyunların" o zorlu ama tatmin edici hayatını düşünürken, toplumun sınırlarını kabul etmek zorunda olup olmadığımızı tartışıyoruz.
⠀ ⠀Toplum içinde kalabilmek için kendimizden ne kadar vazgeçiyoruz?
⠀ ⠀ Hayallerin boş olduğunu fısıldıyorlar hep kulağımıza, hayallerin para etmeyeceği, para kazanmanın dolaylı yoldan ilk amaç olduğu aşılanıyor zihinlerimize. Bakın, zengin olmaktan bahsetmiyorum çünkü nispeten zengin olmak da eleştirilen bir durum. Birisi kendi işini kurmak istediğinde hemen "O işler öyle kolay değil!"ciler damlıyor. Nasıl ve neden yapamayacağına dair onlarca argüman sıralıyorlar. Arkadaşlar, zihin sandığınızdan hem daha aptal hem de daha zeki. Neye inanırsanız ona adapte ediyor kendini, bu yüzden beyninizi hacklemek o kadar da zor değil. İnandığınız doğrultuda çalıştığı için yapabileceğinizi düşündüğünüzde ve doğru sorulara odaklandığınızda zihninizin çözemeyeceği çok az şey var. Toplum bu gerçeği görmemizi zorlaştırıyor.
⠀ ⠀ Kaçımız istediği bölümleri okudu; içimizdeki kaç sanatçı, ailelerinin ve öğretmenlerinin yönlendirmesiyle sanattan uzak eğitimlerde kendini kaybetti? Kaçımız yüksek sıralamayla girilen birkaç temel bölüm dışındaki alanların, okumak dışındaki seçeneklerin farkındaydı? Yüksek lisans akademik olarak kendini bir alanda geliştirmek için olmalıyken iş bulamayıp boş durmaktan kaçınmak ve öğrenciliği uzatabilmek için alternatif olarak kullanılıyor. Diplomasını aldığı alan dışında çalışıyor olmayı bile yeni yeni kabulleniyor toplum. Bazı işler iş olarak görülmüyor, bir kuruma bağlı çalışmıyorsan o yine bir iş olarak kabul edilmiyor. Gezginler mesela, çoğumuzun özendiği bir yaşam tarzları var ama öyle bir hayat için toplum kabullerinin birçoğundan vazgeçmeyi gerektiriyor. Bir gelecek garantisi yok en önemlisi. Yaşadığımız ülke koşullarını, kabaca yakın tarihi bildiğimizde nedeni anlaşılabilir ama bunu kabul etmek zorunda mıyız ya da kabul etmeli miyiz?
⠀ ⠀ İdeal bir toplumda herkes keyif aldığı işi yapardı muhtemelen, dünya üzerinde böyle bir toplum var mıdır bilemiyorum. Birkaç kara koyun dışında herkes kendini kırılması zor döngüler içinde buluyor. Bir kere çalışma hayatına girildiğinde tatiller bile maximum verimlilikte nasıl geçirilir diye hesap etmeye başlanıyor, bırakın özgür bir çalışma hayatı veya çalışmaya gerek kalmadan yaşayacak bir finansal özgürlük edinebilmeyi. Bu finansal özgürlük lafı da çok popüler oldu. Herkesin çalışmadan yaşayabilecek bir hayat kurma hayalini de toplumun kabullerine göre yaşayarak gerçekleştiren kimseyi görmedim. Ya parayı akıllıca yönlendirmeyi bilenler ya da 'delice' fikirleri ve işe yaramasa bile deneyip bir sonrakine geçtiği planları olan kara koyunlar o noktaya geliyorlar. Toplumun tersine gitmenin yeterince zorluğuyla karşılaştıklarına da eminim. Stresli ama birçok açıdan tatmin edici bir hayat olduğuna inanıyorum.
⠀ ⠀ Yine bahsettiğim gibi bir yol da gezginlik, belki dijital göçebeleri de buraya dahil edebiliriz. Pandemiyle birlikte mekan bağımsız çalışma hayatlarımıza dahil olmuş olsa da bir taraftan gezerek çalışıyor olmak hala toplumun alışık olduğu 'mesai' ve 'düzenli hayat' algısından uzak. Düzenli gelirin genelde olmadığı, kazançların geniş yelpazeye dağıldığı bu yaşam biçimindekileri de pek tabi kara koyun listemize ekleyebiliriz. Çünkü bu insanlar toplumun istikrar adı altında sunduğu sahte güvenlik illüzyonunu reddediyorlar. Belirsizliği adeta kucaklayarak, hayatın dalgalarında sörfe çıkıyorlar.
⠀ ⠀ Öyle duruyor ki toplumun yolundan yürürken bu hazdan kendimizi mahrum bırakıyoruz. Konfor alanında kalmaya devam ederek içimizdeki sanatçıları susturuyoruz, hayallerimizi öyle bir bastırıyoruz ki var olduklarını unutuyoruz, sınırları belirli çizilmiş rotalarda koşarak ruhumuzu harcıyoruz, kendi iç sesimize yabancılaşıyoruz.
⠀ ⠀ Çizilmiş yollardan kurtulup kendi yollarımızda yürüyebilmek için bizi geri tutan kalıplara ihtiyacımız var mı gerçekten? İlla zengin olmak zorunda mıyız, bilindik yollardan mı zengin olmalıyız ya da illa; kendi kazanç yolumuzu bulamaz mıyız zihnimizi serbest bıraksak? Ya da ihtiyacımız olan bambaşka bir yol da olamaz mı, kendimizi yeterince tanımaya izin veriyor muyuz çizilmiş yollarda yürürken?
Zihninize kalıplar dışında düşünmeye izin verin, mantıklı mantıksız diye değerlendirmeden sadece serbest bırakın düşüncelerinizi ve aktığı yönü görün. Nerelere gideceğini, ne kadar ilerleyebileceğini bilemezsiniz. Kendiniz olmaya izin verip kendi yolunuzu bulun. Bu hayatı ilk defa ve kendi başınıza yaşıyorsunuz.
Sonraki yazıda görüşmek üzere, kendinize cici bakın!